Doğumu
Rahmetli Ayetullah Seyyid Hoi’nin (Kuddise Sırruh) minberi, yarım yüzyıl içerisinde İslam düşünce coğrafyasında tüm ilimlerde ve İslamın her alanında; çok değerli, büyük, faziletli pak meyveler vermiştir. Öyle ki; onun eliyle; İslam, ilim ve toplum içinde fedakârlıkla hizmet eden yüzlerce fakih, müçtehit ve değerli âlimler yetişmiştir. Bu gün onlardan birçoğu ilmi merkezlerde, özellikle Necef-i Eşref ve mukaddes Kum şehrinde üstat olarak faaliyetlerini sürdürmekteler. Bazıları ise günümüzde ilmi ve sosyal alanların zirvesinde; eğitim, sosyal hizmetler, mercaiyet ve ümmetin liderliği mesuliyetlerini icra etmekteler. Bunların içerisinde en önemlisi ve önde geleni üstat; “Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hüseyni Sistani’dir. Ayetullah Uzma Sistani, rahmetli Seyyid Hui (Kuddise Sırruh’un) en büyük, en bariz tanınan; ilim, fazilet, ehliyet ve dehalıkta en önde gelen seçkin öğrencisidir. Şimdi bu değerli şahsiyetin yaşamına bazı başlıklarla kısaca değineceğiz: 1349 (Hicri - Kameri) yılının Rebi’ul evvel ayında imam Rıza Aleyhi’s Selam’ın şereflendirdiği mübarek Meşhed şehri yakınlarında dindar bir ailede; ilim, takva, keramet ve seyyidler ocağında dünyaya geldi. Ve bu kutsal mekânda faziletler içinde yetişti, olgunlaştı. İlk ve orta eğitimini (Arab edebiyatı, belagat ilmi, temek akli ve dini ilimler) değerli üstatlar huzurunda gerçekleştirdi. Yüksek derecede Usul, Fıkıh, akli ilimler ve ilahiyat bilimleri eğitimini o mübarek belde de Muhakkik Mirza Mehdi İsfahani Rahmetullahi Aleyh gibi değerli üstatlar huzurunda tamamlayarak tahsilinin gelişimi, kemali ve bazı değerli âlimlerden istifade edebilmek için 1368 (H.K) yılında mukaddes Kum şehri ilim merkezine hicret ettiler. O günlerde bu mukaddes ilim merkezi eğitimini; Ayetullah Uzma Seyyid Hüseyin Burucerdi (Kuddise Sırruh’un) emeği ve mercaiyetinin gölgesi altında sürdürmekteydi. Ayetullah Seyyid Burucerdi Kuddise Sırruh’un Usul ve Fıkıh dersleri özel bir metot ile tahkik ve tatbik üzere bütün fıkhi hadisler ve islami görüşleri kapsayıcı, oldukça ciddi idi. Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh, bu kaynaktan kâmilen yararlanmanın yanı sıra Hadis ve Rical ilminde de kemale erişmiş, Ayetullah Hüccet gibi faziletli, büyük üstatlardan da önemli ölçüde yararlanmıştır. Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh 1371 (H.K) yılında Alevi feyzinin kaynağına ulaşmak, Necef-i Eşref’in meşhur, eski ilim merkezinde bulunan üstatlardan da yararlanmak, ilahi kabir ve Peygamber ilminin pak kapısı Hazreti Emir el müminin Ali Aleyhi Selam’ın yakınında olabilmek için Kum’dan ayrılarak Irak’a gitti. Onun Necef’e geldiğini o günlerde, orada bulunan ilim merkezlerinin dersleri; verim coşku, heyecanın doruğuna ulaşmıştı. O bütün gücü ile kendini ilmi esaslara ve fakihliğe verdi. O diyarın büyük, meşhur, tecrübeli üstatlarından çok derin istifadeler etti. Bu değerli şahsiyet, on yıldan fazla fakih ve müçtehitlerin üstadı Ayetullah Uzma Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un derslerine katıldı ve o günlerde Necef ilim merkezinin değerli büyüğü ve mesulü olan Hazreti Ayetullah Uzma Seyyid Hekim’den de büyük ölçüde yararlandı. Derslerinde çok titiz, derin görüşlere sahip olmasıyla meşhur olan Ayetullah Uzma Şeyh Hüseyin Hilli’nin huzurunda bir devre bütün Usul derslerini okudu. O, Meşhed, Kum ve Necef gibi mukaddes ilim merkezlerinde yıllarca eğitim görerek Usul ve Fıkıh’ta öğrenim ve öğretim de bulunmuş ayrıca birçok ilim dalında büyük tecrübe, derin ilim sahibi olmuştur. 1381 (H.K) yılında Şeyh Ensari Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’i üzerinden içtihat derslerine başladı bu kaynak üzere yıllarca içtihat dersleri verdi. Daha üst düzeyde içtihat derslerini şerhi unvanı ile Seyyid Muhammed Kazım Tabatabai Yezdi Rahmetullahi Aleyh’in Urvet’ul Vuska’sıyla sürdürdü. Bu dönemde Taharet, Humus, Namaz ve Namazla ilgili birçok konuda geniş içerikli dersler verdi. Bu değerli şahsiyet 1384 (H.K) yılının Şaban ayında yüksek içtihat derecesinde Usul dersleri vermeye başladı. Bu derslerin üçüncü devresini 1411 yılının Şaban ayında tamamladı; Onun yetiştirdiği birçok âlim üstatlarından kazandıkları Usul ve Fıkıh derslerindeki değerli bilgileri ders olarak vermeye başladılar.
İLMİ DEHASI
Hazreti Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani Dame Zilluh, üstatların yetiştiği ilmi merkezlerdeki derslerde hızla parladı. Ders arkadaşları ve üstatları arasında; araştırma, tahkik, eleştirme, değerlendirme kudretinin kuşatıcılığı, konulara hâkim olması, ilmi iradesi, birçok ilmi konularda özellikle Fıkıh, Usul ve Rical ilmindeki derinliği ve başarısından dolayı tanınıyor ve övülüyordu. O değerli şahsiyetin üstünlüğü herkes tarafından açıkça bilinmekteydi. O, genç yaşta üstadı (Ayetullah Uzma Seyyid Hui) tarafından yazılı olarak içtihat izni alan ender şahsiyetlerdendir. Diğer üstadı olan Hazreti Ayetullah Şeyh Hüseyin Hilli’de içtihat şahadetnamesini 1380 (H.K) yılında yazılı olarak vererek onun faziletlerini, ilmi derinliğini ve üstünlüğünü övmüştür. Yine aynı yıl içerisinde Fakir, Muhaddis, Rical uzmanı büyük araştırmacı Allame Hacı Ağa Bozorgi Tehrani yazılı olarak verdiği şahadetinde onun Rical ve Hadis’teki ilmi maharetini özellikle belirterek onun yüksek ilim makamını övmüştür. Şunu da belirtmemiz gerekir ki, bu değerli şahsiyetin ilmi makamının göstergesi olan izin ve şahadetnameleri alması ve bu denli övgülerle şahsiyetinin tanınması, onun henüz otuz bir yaşını doldurmadığı günlere rastlamaktadır.
ESERLERİ
Ayetullah Uzma Sistani Dame zilluh otuz dört yıl boyunca üst düzey Fıkıh, Usul ve Rical eğitimi vererek çok büyük hizmetler göstermiştir. Onun bu ilmi cihadı, Fıkhi çabaları ve araştırmalarının meyveleri oldukça fazladır. Bunlardan bazısına işaret edeceğiz. Daha öncede değindiğimiz gibi Şeyh Ensari Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’ini üst düzey dersi olarak verdi, bu öğretimini sona erdirdiği dönemde Taharet, Kaza, Humus, Fıkıh’ın bazı kaide ve bahislerini (Faiz, Takiyye, ilzam, kaidesi… gibi) ders olarak verdi. Bu derslerinin bir kısmı kitap olarak da basıldı. Ayrıca üç devre kâmil olarak Usul dersi verdi bu derslerindeki bazı bahisleri kitap olarak yayınlandı. Bu değerli şahsiyetin bazı öğrencileri de üstatlarının bu derslerini beyan ederek yayınladılar. Bu değerli üstad, tahkikat ve çalışmalarında çok ciddi, dayanıklı, yorulmak bilmezdi. Bütün bu çalışmaları, eğitimini yanı sıra birçok konularda araştırmalar da bulunmuş ve çok sayıda değerli eserler yazmıştır. Onlardan bir kısmını burada kısaca sıralıyoruz: 1 - Şerhi Urvet’ul Vuska 2 - El Buhus’ul Usuliye 3 - Kitab’ul Kaza 4 - Kitab’ul Bey’i ve’l Hıyarat 5 - Fi’l Libas’il Meşkuk fihi 6 - Fi Kaidet’il Yed 7 - Fi Salat’il Misafir 8 - Fi Kaidet’il Tecavüz ve’l Firag 9 - El Kıble 10 - Et Takiyye 11 - Kaidet’ul ilzam 12 - İçtihat ve Taklit 13 - Fevaid’ul Ğareviyye 14 - Er Riba 15 - Hücciyetu Merasili Ibn - i Ebi Umeyr 16 - Nakdi Risalet’u Tashih’il Esanid’il Erdebili 17 - Şerhi Meşiyet’ut Tehzibeyn 18 - Kaidet’il Kur’a 19 - Tarihi Tedvini’il Hadis fi’l İslam 20 - Fevaid’ul Fıkhiyye 21 - Risalet’un fi Hukmi ma iza … ihtilaf’ul 22 - Müctehidan’il Mutasaviyan Fi’l Fetva Ayrıca ilmihal kitabı olan Tevzih’il Mesail kitabı Türkçe de olmak üzere bir çok dilde yayınlanmıştır.
EĞİTİM METODU
Onun eğitimdeki metodu ilmi merkezlerdeki bir çok üst düzey dersleri veren üstatların metodundan farklı ve ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalık ve imtiyazın başka göstergesi şunlardır: (a) Bir Konuyu Beyan Ederken Onun Tarihini ve Temellerini Tanıtır: Bu beyan felsefeyle ilgili olsun; “Müştak’ın terkibi, özellikleri gibi veya Akaidi olsun, Teâdül ve Terâcih gibi. O böylece hadislerde meydana gelen ihtilafların imamların zamanında düşünsel ve akaidi mücadeleler ve siyasi ortamlardan kaynaklandığını ispatlar. Bur konunun tarihsel yönünü çok iyi bilmek doğal olarak o konunun tüm yönleriyle anlaşılmasına, sorunların halline büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. (b) İlmi Merkezdeki Düşüncelerle Çağdaş Kültürlerin Arasında Bağlantı Kurmak: İsim ile edatın arasındaki fark zati midir yoksa arazi midir? Konusunda “Kifayet’ul Usul” kitabının yazarının görüşünü tercih etmekle beraber kendi görüşünün temelleri, yeni felsefi teoriye dayanmaktadır. Yani zihin bir konuyu iki şekilde tasavvur edebilir. Eğer konuyu müstakil ve net bir şekilde düşünüyorsa buna isim denir. Eğer konuyu bazı vesileler sayesinde düşünüyorsa buna edat denir. Örneğin; “Emir” cümlesinin ne manaya geldiğini bazı sosyologların tanımladığı gibi beyan eder ve şöyle buyurur: “ Taleb veya emir, ya rica ya da istek manasına gelir; insanın toplumdaki konumuna göre değişir.” (c) Özel Fıkhı İlgilendiren Usûllere Önem Vermek: İlmi Merkezlerdeki öğrenci, Fıkıhta birçok pratik bir sonucu olmayan bazı konuların üstatları tarafından aşırı bir şekilde bahsedildiğini görmektedir. Örneğin “Va’z (Karar kılma) itibari midir, tekvini mi? Veya ilmin konusu nedir? … Gibi. Ama üstad Sistani istinbat (hüküm çıkarma) ile ilgili olan usullerde (usül-ü ameliye, teadül-teracih, umum-husus gibi) gerçek ilmi temele ulaşmak için çaba harcamakta, pratik neticesi olduğu kadar o konu hakkında beyanda bulunmakta. (d) Yenilik: İlmi Merkezlerin bir çok üstatları maharetli olmalarına rağmen yenilik ruhuna sahip değildiler. Öyle ki; işlenen konunun cevherine inmekten ziyade sadece görüşlerine bağlı kalmakta konuyu dipnotlarla geçiştirmektedir. Üstad ise; mevcut görüşleri öne sürer, kendisine göre daha güçlü olan görüşü belirterek düşün ve sonuca ulaş gibi cümleleri kullanır. (e) Müşriklerle Evlenmenin Caiz Olması Meselesinde ve Aynı Şekilde Tezahüm Kuralında (usulde bir kaidedir): Fakihler bunu sadece akli bir konu olarak ele alır. Ama Seyyid Sistani bu kaideyi şu şekil açıklanan “iztirar” (zorunluluk) kaidesi ile birlikte ele alır: Allah-u Teala bir şeyi haram kıldıysa, zorunlu olanlar için ve iztirar kaideleri uygulamada aynı neticeyi verir. Bazen bu gibi konuların uygulama alanını genişletir. Tıpkı “Namaz beş durum dışında tekrar kılınmaz” kaidesinde olduğu gibi. Fakihler bunu normalde sadece namaz konusunda uygulasalar da Seyyid Sistani bu rivayeti şu rivayet ile birlikte neticelendirir: “Sünnet farzın sıhhatini bozmaz” gibi. Namazda ölçü farzın sünnetten öne geçmesidir. Aynı ölçü vakit ve kıble de uygulanabilir. Diğer farzlar ve sünnetlerde böyledir. Vakit ve kıble de namazın farzlarındandır. (f) Nassa Geniş Açıdan Bakmak: Bazı fakihler nassın sadece kelimelerinin sınırlarına bakarak hiçbir zaman nassın delâletinin kapsamına dikkat etmezler ama bazı fakihler rivayet ve nassın söylendiği ortam ve şartlara dahi dikkat ederek, hadisin de delâlet ettiği hükme etki eden diğer etkenleri de göz önüne alırlar. Örneğin: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alih evcil eşeklerin etinin yenilmesini Hayber gününde haram etmiştir. Eğer nassın sadece kelimelerini göz önünde bulundurursak evcil eşek etinin yenilmesinin haram veya mekruh olduğunu söyleriz. Ama ayrı rivayete geniş açıdan bakarsak görürüz ki Hayber günü Yahudilere karşı bir savaş vardı; savaşta da silah ve diğer gereksinimlerin taşınması için o günkü hayvanlara ihtiyaçtan dolayı idi. Bu rivayet maslahat nedeni ile söylenmiş olup, haram veya mekruha delâlet etmez. İşte üstadımız Seyyid Sistani bu grup âlimlerdendir. (g) Hüküm Çıkarmak İçin Gerekli İlimlerdeki Uzmanlığı: Seyyid Sistani’nin görüşüne göre bir fakihin gerçek ve kâmil fakih olabilmesi için; Arap edebiyatını, şiirini, Arapların sözlerini iyi bilmesi ve böylece nassın delâletini mevzu yönünden anlaması gerekir. Ayrıca lügat kitaplarını, yazılış üsluplarını, bilmelidir. Çünkü bütün bu bilgiler, fakihin lügat âliminin sözüne güvenebilmesinde veya güvenmemesinde önemli etkendir. Ayrıca Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’in hadislerini ve ravilerini çok iyi bilmelidir. Hadisin senedinin sağlam olduğuna güvenebilmek için rical ilmi bir müçtehit için zaruridir. Seyyid Sistani’nin bu konuda meşhur âlimlerdin farklı bazı görüşleri vardır. Örneğin meşhur olan görüşte, ibn’ul Fezari’nin Rical kitabına, kitabı ona ait olmadığı veya tam güvenilir olmadığı gerekçesiyle pek güvenmezler ama üstad Seyyid Sistani bunu yeterli görmeyerek onun kitabının Şeyh Tusi ve Necaşi’nin kitaplarından daha güvenilir olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bir hadisin mürsel veya müsned olup olmadığı ve ravinin hangi tabakandan olduğu konusunda Seyyid Burucerdi’nin görüşlerine güvenir. Aynı şekilde hadislerin ve ravilerin; kaydı ve tespiti, asıl nüshaların ihtilaflarını iyice araştırmak gerektiğine inanır. Bu konuda Şeyh Saduk’un Tusi’den daha dikkatli olduğu şeklinde yaygın görüşü kabullenmez. Bazı sebeplerden dolayı Şeyh Tusi’nin daha emin olduğuna inanır. Bu uzmanlık yönlerini fakihlerin birçoğu hüküm çıkarma esnasında pek önemsemezler hatta bazen bir kelimenin manasını bir lügatcıdan naklederken müellif ve telif üslubu hakkında pek araştırma yapmazlar. Bazı fakihler ise, Rical ilminde ve hadis kitapların hakkında fazla bilgi sahibi değildiler. Ancak üstad Seyyid Sistani ile Seyyid Şehit Sadr bu konuda farklıdırlar, her ikisi de konuya yeni bir açıdan bakmışlardır. Konuyu günün ihtiyaçlarına göre değerlendirmektedirler. Örneğin; Seyyid Sistani bir lafzın kaç manaya delâlet etmesi konusunda, diğer fakihlerin acaba böyle bir şey felsefi açıdan mümkün müdür? Şeklinde hiçbir pratik faydası olmayan bahislerinden ziyade böyle bir durumun vuku bulup bulmadığından bahseder. Çünkü bir şey vuku bulmuşsa demek ki o şey mümkündür. Teadül ve Teracih adlı usulü fıkıh konusundaki ihtilafların sebebinin de hadislerin muhtelif olmasından ileri geldiğini